13 Mayıs 2009 Çarşamba

La Môme

La Môme' dan

...
-Sakin bir hayatı kabul edermiydiniz?
-Zaten ettim
...
-Ölümden korkuyormusunuz?
-Yanlızlıktan korktuğum kadar değil.
-Dua edermisiniz?
-Tabi, çünkü aşka inanıyorum.
...
-Eğer bir kadına nasihat verseydiniz, bu ne olurdu?
-Sev
-Peki bir genç kıza?
-Sev
-Bir cocuğa
-Sev

Bu filmi izleyin...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Fuzuli demiş birkere . . .

İki kalbi yorgun, yabancı insanın, aşk üzerine söyleşisidir bu...




mahmudSAMI

Havva, Allah seni her iki cihandada mutlu etsin, Bu dünyada gerçek aşkı tam olarak yaşamadan doyasıya yaşamadan ve ona sonsuza kadar sahip olmadan göçmeyesin ve senin zürriyetinde göçmesinler. Allah kalbine güç versin ve kalbine olan inancını yitirmeyesin ve hiçbirzaman kalbin sertleşmesin ve körleşmesin. Allah, seni hertürlü hayat boyu mutlu edecek aşkı ve sevgiyi yaşayacağın, kalbinin tam olarak beğeneceği birini çıkartsın karşına ve kolaylıkla birlikte olmanızı size nasip etsin.

Amin.

Aşk zor Havva, kalbe zor, ama onsuz olmak daha zor...

----------
Eva

aaaamin, bilmukabele.

vay be gece gece ne güzel dualar aldım böyle

açıkçası ben aşk maşk istemiyorum. sadece üzerine düşünüyorum. çünkü evet aşk kalbe zor.

ve bunca yıl sonra şunu öğrendim ki aslolan sevgi. insanın insana besleyeceği en yüce şey sevgi.

aşk yalnız Allah'a ait. başkasına oldurmaya kalkışınca kalbe zor, bu yüzden onsuz olmak daha zor.



----------
mahmudSAMI

Konular ağar, yazmakla bitmez, düşünmekle çözülmez. Ama kalpler sanki kilitli kapı gibi, biri var onun kilidi, açıldı mı kalp içindeki sevgiyle coşuyor ve inanıyorum ki gerçek aşk insanı herşeyin yaratıcısına götürür ve Onu hissetmemizi sağlar. Bi kez başladın mı yanmaya, tükenene kadar yakar insanı aşk sonra bakarsın sen tükendikçe daha da doluyorsun ve yanıyorsunda yanıyorsun...
----------
Eva

artık kişilere bu denli anlam yüklemek beyhude geliyor bana. bütün bunlar kendini oyalamaktan başka birşey değil sanki.
öyle biri yok, o bizim "içimizde" : ))
yanmak diyorsun, kimisi de "acaba hangi suyun sakasıyım" diye düşünüyor.
aslında herkes önünde sonunda ne istiyor, ne diliyor ve arıyorsa, onu buluyor.
kimi Mevlasını, kimi belasını, kimi bilmem bilmem ne.


evet konu uzun, ağır.
----------
mahmudSAMI

Bunu bir kişiye anlam yüklemek olarak görmüyorum. Daha çok biri kitli kapıyı açıyor sadece. Sonra o olsa sen hissediyorsun olmasada. Yokluğunda acı çekiyorsun ama hep iyiliğini istiyorsun onun. Ama kapı hep açık kalmıyor, açan yanında olsada olmasada. Zamanla günlük yaşamda içinde yaptığımız hatalar ve yanlış hisler ile "haset, nefret, kıskançlık gibi ne bileyim işte" o açılan kapı yavaş yavaş kapanıyor, gene kör oluyorsun. Önemli olan açık kapıyı korumak, bunu başarmak cidden zor. Birde sürekli insanın hislerinin açık olması ve sevgiyi aşkı hissediyor olmasıda ağır gelebilir [tecrübe ile sabittir] ve kendisi, kendine zarar verecek şeyler yapabilir.

Ama nitekim senin dediğin gibi, herkezin arayışı farklı, ama inanıyorum ki aslında herkezin aynı sadece bunu farketmeyip farklı yönlere gidenler oluyor. Tabi birde vücudun arzuladığı şeyler varki, insanın kalbine zarar verecek şeyler yapmasına neden olabiliyor. O hisleri, arzuları sakinleştirmek çok çok zor. En azından ben bilmiyorum öyle bir ehilleştirme yolu.
----------
Eva

e işte eskiler bunları önleyelim diye erkenden evleniyorlarmış. bizim bugün çocuk diyebileceğimiz yaşlarda.
düşünüyorum da o zamanlarda da aşklar, aşıklar vardı. ama sanırım bugün bizim yaptığımız gibi yapmıyorlardı. onunla evlenmek veya evlenememek gibi iki seçeneğin arasında kalıyorlardı. biri veya diğeri oluyordu.
bizim yüklediğimizi bahane ettiğimiz anlamlarla birlikte, bahsettiğin gibi sevgiler, aşklar kirletiliyor, kapılar belki kilitlenerek kapatılıyor, temizlik, güzellik ve safiyet katlediliyor.üstelik bunlar "aşığım" bahanesinin ardına saklanılarak yapılıyor.
bir de öncekine nazarla beklentiler arttığından, hayalkırıklıkları da çoğalıyor.
hele bir taraf korumaya çalışıp , öbür taraf yıkıcılaşıyorsa, giden ve kalan kim olursa olsun, iyi niyetli olan kaybediyor.


son tahlilde -ki sanırım kastettiğin şey bu- insanin kaybettiklerinin kendisine neler kazandırdığını görmesi, gidenlere takılı kalmaması (yazımdaki de buydu "geçti kervan kaldık dağlar başında"), aşkın vermiş olduğu o derinlikle dünyaya bakabilmesi aslolan. çünkü aşk, en ot olanı bile filozof yapabilecek güce sahip.
bunu iyi kullanırsan aşk asıl sahibini bulur. ona yakınlaşırsın.

kullanamazsan tam aksi oluyor genelde. bir veya bir kaç kerte düşmeler, hatta çamura batmalar...

içim karardı ya birden
----------
mahmudSAMI

Allah belanı vermesin Havva, Paramparça edicen en sonunda beni. Offf of. Evlenicem ben arkdaşım yahu. Dua edicem en kısa zamanda evlenicem, Allah rastgetirsin. Artık daha fazla kalbimi yorup, sevgi orospusu olmak istemiyorum. Artık daha fazla terbiye etmeye çalışırken nefsimi, şaşırmak istemiyorum. Sen de dua et Havva, hiç tanımam etmem seni. Sadece yazını okudum kalbini anlar gibi oldum. Ne kadar komik değil mi, ne yaparsan yap, nerede olursan ol, yarını bulmadan hiçbirşeysin. Allah boşuna cinsiyet yaratmamış ki herşeyi birbirimizde arayıp huzura erelim diye. Allah tüm insanlığa, insanın ve bir birlikteliğin değerini bilmeyi nasip etsin ve hepimizi birbaşkasının kalbini kırmaktan korusun. Dua ederken ismin benden önce gelenlerden olacak Havva. Ama en zoru birde sabretmek, tamam aşka teslim, sevgiyi anlayarak beklemek yok mu, İçindeki ses sürekli fesat ve şüpheci ve ümit kırıcı konuşurken ona rağmen sabretmek o kadar zorki. Halbuki, içimdeki sevgiyi ve aşkı ve onu içine alacak kalbi yaratan için bana yarımı buldurması neki. Ondan istediklerim neki, ama sabretmek zor, heleki ben gafil bir insanım. Ama ilk başta sorduklarında bize bu yükün altına severek ve isteyerek girmedik mi?
----------
Eva

amin.
sanırım bezginliğimi ve "aşk meşk istemiyorum kardeşim" serzenişimi anlamışsın.
ne üzmek ne de üzülmek istiyorum. şahsen bunlar için yorgunum, üstelik kimseye de güvenmiyorum.
hatalar içinde çırpınmak istemiyorum.
hayatımı sorgular oldum son zamanlarda. aşığım diye yaptığım hatalar, hayatımın diğer safhalarında yaptıklarımdan çok büyük.
demek ki bana yaramıyor bu meret : ))
var bir eğrilik demek ki bir yerlerde. hiç yaramadığına göre demek ki sorun bendeee (buna inanmak zor geliyor en başta )
huzur, samimiyet ve dürüstlük istiyorum artık.
bunlar olunca inanıyorum ki aşk kendi gelip "ben hala buradayım" diyecek ve hakettiği yeri bulacak.

senin için de dua edicem tanımadığım şahsiyet. İnşallah, o kişi bulur, helaliyle ve insana yaraşır biçimde bir hayat sürersin.
ve biliyorum ki şüphesizce ve halis kalple istenilen her şey bize veriliyor. amin (:

sağol bu diyalog ve dualar için.
----------
mahmudSAMI

Başından neler geçti bilmiyorum ama sana şunu söyliyeyim, erkek dediğin kadınını koruyacak kollayacak. Başka yolu yok bunun. Eğer bir hata yaptıysan bunu kendine yorma sadece. Merak ettim doğrusu canın neye yandı. Bana sorsan anlatırım, ancak benim acımın sebebi ve büyük ölçüde sorumlusu benim. Erkek olarak yanlış yaptım.

Hatanı anladığında Havva, yanlış yaptığını farkettiğinde, telefisi olur mu dersin_?
----------
Eva

her zaman telafisi olmaz elbette. bazen geç kalmışsındır. ama tekrarlamana engel olur en azından.

bazen de yanlış yaptığını bile bile yapmaya devam edersin. bu fena işte

insan kalbini kıracakları kadar açmamalı herkese. eğer, kıymetini bilmeyene açıp, üstüne kırgınlık yaşıyorsan, onun kadar sen de suçlusun demektir.
ama işte, "aşk" sandığımız şeyler basiretimizi bağlayıp, gözlerimizin önüne perde indiriyor.
herkesin yaşadığından farklı bir hikayem yok. anlatmayı da tercih etmem doğrusu.
sen de anlatma bence. bence anlatmamak daha iyi.

----------
mahmudSAMI

Biliyormusun Havva, şehri terkedip, diyar diyar dolaşmak istedim, yaptıklarımı birine anlatıp, yanlışlarımı anlatıp bana akıl vermesini istedim. Bir telafinin reçetesini aramak istedim diyar diyar, en sonunda farkettim ki, bana kimse yardım edemez. O zaman yanarak açtım ellerimi. Kadınımı hiç üzmemiş olmayı istedim. Ama olan olmuştu insanız biz. Hata yapmak kolay, telafi etmek zor bizim için. Zamanlar oldu eve giremedim, eve girdim içeride kalamadım. Dışarı attım kendimi. Çok dikkat etmeli, bu aşk dediğin insanı fena yakıyor.
----------
Eva

kendini de yanına aldığına göre, gidebildiğin yer ne kadar uzak olursa olsun. hiç bir fayda sağlamaz.
öyle zamanlar biliyorum ki, açık havada, manzara karşısında etrafı göremedeğim, nefes alamadığım.
söylendiğinde sinir olduğum, ama gerçekten işe yarayan tek ilaç: "zaman"


bir de fuzuli şöyle demiş, kaç yüzyıl önce. biz hala oturup konuşuyoruz : ))

Can verme gam-ı aşka, aşk afet-i candır.
Aşk afet-i can olduğu meşhur-ı cihandır.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Dipteki kum taneleri

Dipteki kum taneleri

Peki, ben sana aynı kumsaldaki çocuğun hikayesini anlattım mı_?

Kayığı ile açılmıştır çocuk, yüreğinde ufak bir heyecan kumsaldan uzaklaşmak kendince karanlık sulara doğru açılmak istiyordur, fakat kalbinin onun çağırdığından habersiz. Var gücüyle asılır küreklere, ta ki dalgalar artık korkutucu olmaya başlayana dek. Kumsal belli belirsiz çok uzaktadır artık, denizin dibi görünmez, kumsaldaki davetkar sımsıcacık sakin sular, artık kağıyı döverek, hesap soruyorlardır gence “burada ne işin var, çek git kendi sığlığına”. Hava bile farklıdır burada, daha sert, deriyi kesercesine.

Sudaki balıktan, deniz dibindeki yosundan korkan bu çocuk açılmıştır derinlere bi kere. Kendinden emin ve rahat, açılabildiğince açılan çocuk, dalgalar devleşince durur, geldiğini anlar, tedirginlik belirtisi taşımadan ayağa kalkar ve balıklama dalar kortuğu karanlık sulara ve su sıcaktır ilk başta. Kendinden emin dibe doğru gider, ancak birden, tedirginleşir ve korkar. Artık karanlıktadır, gözleri görmüyordur, artık su soğumuştur. Ne kendinden emin, nede rahat, aklında ki korkular ile dibin ne kadar daha uzak olduğunu düşünür ve nefesinin gidebileceği yeri. Artık şüphe doludur “ya dönemessem”. Bunları düşündükçe daha derinlere gidiyordur göğüsü her geçtiği santimde daha sıkışarak. Ama ne korkuları, ne suyun derinliği, nede gittikçe etrafını saran ve içine işlemeye başlayan soğuk durdur delikanlıyı. Herşey gittiğinde delikanlılın ayaklarını hala derinlere doğru çırpan sadece kalbidir ve inancı ve arzusu. Belki herkesin aptallık diyeceği bir iş yapıyordur, derinlere dalmakla. Ama o kalbine inanarak, Ona teslim olarak, derinlere iniyordur. Gözleri görmeden, artık onun rehberi kalbi, gücü inancı, şevki arzusu olduğu halde devam eder derinlere. En sonunda kulacına takılan dibi avuçlayan elleriyle doğrulur, hedefine varmıştır ancak panik ile ayaklarını dibe dayarak kendini iter ve yüzeye doğru gitmeye başlar. Aynı mesafeyi giderken bu sefer aklında korkular yoktur, sadece derinlerde ne yaptığını sorar kendine. Azalan nefesiyle daha zor olsa da çıkmak, bu zorluktan zevk alarak ağar ağar ilerler. Kendisini soğuk sulara terkeden, sıcak sulara, kavuştuğunda yüzeye yaklaştığını anlar. Ama çok sevinmez, hatta üzülür, çünkü derinler herne kadar; soğuk, daha ürkütücü, daha karanlık olsada, oradaki hayattır onu kumsaldan çağıran ve kalbini soğukta ısıtan ve karşı konulmaz olan. Derinlerin korkusu ve soğuğu ve tedirgin edici karanlığı sadece en güzel olanı saklayan ve gizleyen, korkudan, ümitsizlikten, tedirginlikten bir örtüdür. Herkezin kolay kolay açmaya yeltenemeyeceği bu örtü ve sahilin aldatıcı güzelliği, bu tehditkar ve yırtıcı ve vahşi, güzeli saklar. Sıcak suları da aşan delikanlı artık sarhoş olmuştur, avucunda sımsıkı tuttuğu taşları kayığına çıktıktan sonra denize geri bırakır, diplere. Kendisinin ayrılmak istemediği yerden nasıl koparabilirki onları. Taşların ardından ise tekrar dalar, belki daha yorgundur ama daha azimli ve daha çok inanan bir kalbi ile, iner ve iner derinlere. Soğuk suyu ve karanlığı coşkuyla karşılar. Çünkü artık kalbini taa uzaklardan çağıranın pırıltısını görmüştür derinlerde. İlk başta ne olduğunu anlayamamış ve azalan nefesiyle panikleyip, korkuyla kayığına dönmüştü. Şimdi ise soğuk suda titreyerek derinlere inen delikanlı, daha sakin daha rahat devam eder, derken kulacına tekrar takılıverir dipteki kum taneleri, kollarıyla doğrulup, dibe çömelir. Nefesini ayarlayarak kalbinden emin, dingin bir şekilde bekler delikanlı, denizkızını...

21 Nisan 2009 Salı

Okul sonrası, karamsarlık

İlk okul vardı benim zamanımda, ortaokul a da gittim, liseyede. Sonra üniversiteyi kazandım. İyi kötü okudum ve bitirdim. Şimdi mimar oldum sandım, ilkokuluma başlamadan önce bana sorduklarında “ben bu binaları yapan kişi olmak istiyorum” dediğim andan itibaren 20 yıla yakın zaman geçti. Okudum ve okudum en sonunda mimar oldum sandım ama halbuki okul dediğin cocuğun oyalanması gereken bir oyun bahçesi imiş onu anladım. İleride yozlaşan fikirlerimiz ve yaşamımız içinde, bir kahvede otururken muhabbet konusu olabilmek için varmış bunca okullar. Genel kültürü, genel çalışmaya dönüştürdükten sonra, geriye ne öğrendiğimiz bilgiler nede edindiğimiz kültür kalıyor. Daha iyi bir araba ve daha iyi bir ev için yozlaşıyoruz. Ve bir gün lise muhabbetinde girdiğimizde hiç vicdanımız sızlamadan anlatıyoruz başımızdan geçenleri.

Şimdi ofisteyim, kendimin geliştiğini söyleyenler olsada etrafımda ben daha çok köreldiğimi budandığımı hissediyorum. Ve gitmek istiyorum sokakta benim burda yapacağım işi hakkıyla yapabilecek işsiz insanlar varken ve ben onların işlerini ellerinden alıyorken sadece benim yapabileceğim benim olacak kendin oalcak işle ilgilenmek istiyorum.

Bana şükretmem gerektiğini iyi bir maaşla iyi bir işte çalıştığımı sölüyorlar ama bilmiyorlar ben sadece eriyorum.

Ancak kendimi ve kalbimi ve özgürlüğümü ve ruhumu bırakmış değilim. Bir çıkış yolu bulacağım buradan. Belki daha iyi bir arabada olamayacağım ve daha iyi bir evde yaşayamayacağım ama karnım doyacak ve hayatta yaptığım herşeyden lezzet alacağım. Yaptığım işi aşkla yapıyor olduğum halde, işime bakanlar görebilecek ruhumun ve kimliğimin parçalarını.

Özel sektör ve kölelik sistemine sesleniyorum, bu insan nefes aldıkça düşmanın olacaktır. İnsanlar köle olmak için değil hayatı öğrenmek için gelirler dünyaya ve iş, bu hayatı maddi açıdan desteklemek için vardır. Konu açılır istisnalar konuşulur, ama düşüncelerimin arkasındayım.

19 Nisan 2009 Pazar

Derviş annem

Benim bir annem vardı, çok uzak diyarlarda yaşadı ve benden ayrı zamanlarda. İçinde her daim bir boşluk vardı. Arayış içinde idi. Doğduğu mahalleden, şehirden ülkeden taştı bu arayışı, sonsuzluk açlığı öyle idi ki, ona ulaşamadan rahat edemiyordu içi. En sonunda buldu aşkı, kendini tamam edip ayrıldı bu rüyadan.

Annemin bir dostu vardı, çok uzak diyarlarda yaşadı ve annemden ayrı zamanlarda. Bu dostunun içinde her daim bir boşluk vardı. Arayış içinde idi. İçindeki boşluğu doldurma aşkıyla beklerken buldu canını. Onların muhabbeti öyle güzeldi ki, yüzyılar sonra bile insanlar etkisinde kaldı. Ve annem gibi olanlar tırnaklarıyla kazıyarak buldu bu aşkı. Huzura erdiler sonsuzluğa teslim oldular ve huşu içinde ayrıldılar bu rüyadan.

Annemin içindeki boşluğa benzer bir boşluk var içimde, büyüyor ve bana ıstırap veriyor. Unutmaya çalışmak vicdanımı kahrederken, çare aramak bir sonuç vermiyor. İnanıyorum bende birgün tamam olacağım ve bir gün bende huşu içinde bırakacağım bu sonsuzluğa kendimi.

Ey beni benden iyi bilen Sen. Yalvarıyorum Sana, Sana giden yolu öğret bana, içimdeki boşluğu tamam et bana. Dualarım ve dileklerim Sana. Sen anlamamızı ve hissetmemizi ve affetmemizi ve sevmemizi ve inanmamızı ve tamam olmayı nasip et bizlere.

Amin.

13 Nisan 2009 Pazartesi

The kiss

One of my friends asked me who I want to kiss. I just stopped and write this.

I want to kiss the one, who loved me with her all heart and yet I broke her more than enough. Now I am desperate about her, now I understand what I have done and now I want to kiss her with the hope that she kisses me back... Even if she does not accept me because of my mistakes, I will never forget her, her love was beyond eternity.

Love you,
Miss you..

NG.
king of babylon...

What Have I done_?

The mistake

Three months ago, I made a mistake. Because of a misleading feeling, I broke up with the world’s sexiest, hottest girl. Now she is with someone else and her friend trying to keep that new relationship. She is not happy with that new guy.

Since I left her, I am very regretful